KAMU AÇISINDAN ÖNEMLİ BİR KAVRAM: ETİK DAVRANIŞ İLKELERİ...

Kamu görevlilerinin suç kapsamına giren eylemleri 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda tanımlanmıştır. Kanunda kamu görevlisi, “kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi” olarak tarif edilmektedir.
 

Kamu görevlilerinin uymaları gereken saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme gibi etik davranış ilkeleri belirlemek ve uygulamayı gözetmek üzere Kamu Görevlileri Etik Kurulunun kuruluş, görev ve çalışma usul ve esaslarının belirlenmesi amacıyla 2004 yılında 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun yayımlanmıştır.
Kanunun uygulanmasına ilişkin hususlar ise 2005 yılında Yayımlanan Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri İle Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik ile belirlenmiştir.
Bu yazımda Kanun, Yönetmelik ve çeşitli araştırmalara dayanarak kamu görevlisinin uyması gereken etik kuralları ile bu kuralların önemine değinerek okuyucularım açısından biraz daha farkındalık oluşturmaya çalışacağım.

Mevzuata göre kamu etik davranış ilkeleri:
Yönetmelikte  etik davranış ilkeleri aşağıdaki başlıklarla belirtilmiş bulunmaktadır:
  • Görevin yerine getirilmesinde kamu hizmeti bilinci
  • Halka hizmet bilinci
  • Hizmet standartlarına uyma
  • Amaç ve misyona bağlılık
  • Dürüstlük ve tarafsızlık
Kamu görevlileri; tüm eylem ve işlemlerinde yasallık, adalet, eşitlik ve dürüstlük ilkeleri doğrultusunda hareket ederler, görevlerini yerine getirirken ve hizmetlerden yararlandırmada dil, din, felsefi inanç, siyasi düşünce, ırk, cinsiyet ve benzeri sebeplerle ayrım yapamazlar, insan hak ve özgürlüklerine aykırı veya kısıtlayıcı muamelede ve fırsat eşitliğini engelleyici davranış ve uygulamalarda bulunamazlar.
Kamu görevlileri, takdir yetkilerini, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda, her türlü keyfilikten uzak, tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine uygun olarak kullanırlar.
Kamu görevlileri, gerçek veya tüzel kişilere öncelikli, ayrıcalıklı, taraflı ve eşitlik ilkesine aykırı muamele ve uygulama yapamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef alan bir davranışta bulunamazlar, kamu makamlarının mevzuata uygun politikalarını, kararlarını ve eylemlerini engelleyemezler.
Buradaki “insan hak ve özgürlükleri”, “kısıtlayıcı muamele”, “fırsat eşitliğini engelleyici davranış”, “tarafsızlık ve eşitlik” ve “keyfilik” kavramlarıyla ilgili hükümlere özellikle dikkat çekmek isterim.
  • Saygınlık ve güven
Kamu görevlileri, kamu yönetimine güveni sağlayacak şekilde davranırlar ve görevin gerektirdiği itibar ve güvene layık olduklarını davranışlarıyla gösterirler. Halkın kamu hizmetine güven duygusunu zedeleyen, şüphe yaratan ve adalet ilkesine zarar veren davranışlarda bulunmaktan kaçınırlar.
Kamu görevlileri, halka hizmetin kişisel veya özel her türlü menfaatin üzerinde bir görev olduğu bilinciyle hizmet gereklerine uygun hareket eder, hizmetten yararlananlara kötü davranamaz, işi savsaklayamaz, çifte standart uygulayamaz ve taraf tutamazlar.
Yönetici veya denetleyici konumunda bulunan kamu görevlileri, keyfi davranışlarda, baskı, hakaret ve tehdit edici uygulamalarda bulunamaz, açık ve kesin kanıtlara dayanmayan rapor düzenleyemez, mevzuata aykırı olarak kendileri için hizmet, imkan veya benzeri çıkarlar talep edemez ve talep olmasa dahi sunulanı kabul edemezler.
Buradaki “adalet ilkesi”, “kişisel ve özel menfaat”, “çifte standart”, “taraf tutmak” , “keyfi davranış”, “baskı, hakaret ve tehdit edici uygulama” ve “çıkar” kavramlarıyla ilgili hükümlere özellikle dikkat çekmek isterim.
  • Nezaket ve saygı
  • Yetkili makamlara bildirim
  • Çıkar çatışmasından kaçınma
Çıkar çatışması; kamu görevlilerinin görevlerini tarafsız ve objektif şekilde icra etmelerini etkileyen ya da etkiliyormuş gibi gözüken ve kendilerine, yakınlarına, arkadaşlarına ya da ilişkide bulunduğu kişi ya da kuruluşlara sağlanan her türlü menfaati ve onlarla ilgili mali ya da diğer yükümlülükleri  ve benzeri şahsi çıkarlara sahip olmaları halini ifade eder.              Kamu görevlileri, çıkar çatışmasında şahsi sorumluluğa sahiptir ve çıkar çatışmasının doğabileceği durumu genellikle şahsen bilen kişiler oldukları için, herhangi bir potansiyel ya da gerçek çıkar çatışması konusunda dikkatli davranır, çıkar çatışmasından kaçınmak için gerekli adımları atar, çıkar çatışmasının farkına varır varmaz durumu üstlerine bildirir ve çıkar çatışması kapsamına giren menfaatlerden kendilerini uzak tutarlar.
Buradaki “çıkar çatışması kapsamına giren menfaatlerden kendilerini uzak tutmak” kavramına özellikle dikkat çekmek isterim.
  • Görev ve yetkilerin menfaat sağlamak amacıyla kullanılmaması
Kamu görevlileri; görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendileri, yakınları veya üçüncü kişiler lehine menfaat sağlayamaz ve aracılıkta bulunamazlar, akraba, eş, dost ve hemşehri kayırmacılığı, siyasal kayırmacılık veya herhangi bir nedenle ayrımcılık veya kayırmacılık yapamazlar.
Kamu görevlileri, görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendilerinin veya başkalarının kitap, dergi, kaset, cd ve benzeri ürünlerinin satışını ve dağıtımını yaptıramaz; herhangi bir kurum, vakıf, dernek veya spor kulübüne yardım, bağış ve benzeri nitelikte menfaat sağlayamazlar.
Kamu görevlileri, görevlerinin ifası sırasında ya da bu görevlerin sonucu olarak elde ettikleri resmi veya gizli nitelikteki bilgileri, kendilerine, yakınlarına veya üçüncü kişilere doğrudan veya dolaylı olarak ekonomik, siyasal veya sosyal nitelikte bir menfaat elde etmek için kullanamazlar, görevdeyken ve görevden ayrıldıktan sonra yetkili makamlar dışında hiçbir kurum, kuruluş veya kişiye açıklayamazlar.
Kamu görevlileri, seçim kampanyalarında görev yaptığı kurumun kaynaklarını doğrudan veya dolaylı olarak kullanamaz ve kullandıramazlar.
Buradaki  “görev, unvan ve yetkilerini kullanarak kendileri, yakınları veya üçüncü kişiler lehine menfaat,... ve aracılık.., akraba, eş, dost ve hemşehri kayırmacılığı, siyasal kayırmacılık veya herhangi bir nedenle ayrımcılık veya kayırmacılık” kavramlarıyla ilgili hüküme özellikle dikkat çekmek isterim.
  • Hediye alma ve menfaat sağlama yasağı
Kamu görevlisinin tarafsızlığını, performansını, kararını veya görevini yapmasını etkileyen veya etkileme ihtimali bulunan, ekonomik değeri olan ya da olmayan, doğrudan ya da dolaylı olarak kabul edilen her türlü eşya ve menfaat hediye kapsamındadır.
Kamu görevlilerinin hediye almaması, kamu görevlisine hediye verilmemesi ve görev sebebiyle çıkar sağlanmaması temel ilkedir.
Kamu görevlileri, yürüttükleri görevle ilgili bir iş, hizmet veya menfaat ilişkisi olan gerçek veya tüzel kişilerden kendileri, yakınları veya üçüncü kişi veya kuruluşlar için doğrudan doğruya veya aracı eliyle herhangi bir hediye alamazlar ve menfaat  sağlayamazlar.
Kamu görevlileri, kamu kaynaklarını kullanarak hediye veremez, resmi gün, tören ve bayramlar dışında, hiçbir gerçek veya tüzel kişiye çelenk veya çiçek gönderemezler; görev ve hizmetle ilgisi olmayan kutlama, duyuru ve anma ilanları veremezler.
Uluslararası ilişkilerde nezaket ve protokol kuralları gereğince, yabancı kişi ve kuruluşlar tarafından verilen hediyelerden, 3628 sayılı Kanunun 3. maddesi hükümleri saklı kalmakla birlikte, sözkonusu maddede belirtilen sınırın altında kalanlar da beyan edilir.
           Aşağıda belirtilenler hediye alma yasağı kapsamı dışındadır:
a) Görev yapılan kuruma katkı anlamına gelen, kurum hizmetlerinin hukuka uygun yürütülmesini etkilemeyecek olan ve kamu hizmetine tahsis edilmek, kurumun demirbaş listesine kaydedilmek ve kamuoyuna açıklanmak koşuluyla alınanlar (makam aracı ve belli bir kamu görevlisinin hizmetine tahsis edilmek üzere alınan diğer hediyeler hariç) ile kurum ve kuruluşlara yapılan bağışlar,
            b) Kitap, dergi, makale, kaset, takvim, cd veya buna benzer nitelikte olanlar,
            c) Halka açık yarışmalarda, kampanyalarda veya etkinliklerde kazanılan ödül veya hediyeler,
d) Herkese açık konferans, sempozyum, forum, panel, yemek, resepsiyon veya buna benzer etkinliklerde verilen hatıra niteliğindeki hediyeler,
e) Tanıtım amacına yönelik, herkese dağıtılan ve sembolik değeri bulunan reklam ve el sanatları ürünleri,
            f) Finans kurumlarından piyasa koşullarına göre alınan krediler.
            Aşağıda belirtilenler ise hediye alma yasağı kapsamındadır:
a) Görev yapılan kurumla iş, hizmet veya çıkar ilişkisi içinde bulunanlardan alınan karşılama, veda ve kutlama hediyeleri, burs, seyahat, ücretsiz konaklama ve hediye çekleri,
b) Taşınır veya taşınmaz mal veya hizmet satın alırken, satarken veya kiralarken piyasa fiyatına göre makul olmayan bedeller üzerinden yapılan işlemler,
            c) Hizmetten yararlananların vereceği her türlü eşya, giysi, takı veya gıda türü hediyeler,
            d) Görev yapılan kurumla iş veya hizmet ilişkisi içinde olanlardan alınan borç ve krediler.
Bu Yönetmelik kapsamına giren en az genel müdür, eşiti ve üstü görevliler, bu maddenin 5 inci fıkrası ve 6 ncı fıkranın (a) bendinde sayılan hediyelere ilişkin bir önceki yılda aldıklarının listesini, herhangi bir uyarı beklemeksizin her yıl Ocak ayı sonuna kadar Kurula bildirirler.
Buradaki “Hizmetten yararlananların vereceği her türlü eşya, giysi, takı veya gıda türü hediyeler”    dahil bir çok hediyenin yasak kapsamında olduğuna özellikle dikkat çekmek isterim.
  • Kamu malları ve kaynaklarının kullanımı
  • Savurganlıktan kaçınma
  • Bağlayıcı açıklamalar ve gerçek dışı beyan
  • Bilgi verme, saydamlık ve katılımcılık
  • Yöneticilerin hesap verme sorumluluğu
  • Eski kamu görevlileriyle ilişkiler
  • Mal bildiriminde bulunma
Faydalı olacağına inandığım konuyla ilgili bazı araştırma ve yazılar alıntı olarak aşağıdadır:
Etik ve ahlak kavramları(1):
Etik, ahlaki davranış, eylem ve yargıları ilgilendiren bir konu olarak felsefe ve bilimin önemli bir parçası ve sistematik bir çalışma alanı olmuştur. Ahlak yanlış-doğru, iyi-kötü, erdem ve kusur ile, davranışları ve davranışların sonuçlarını değerlendirme ile ilgilidir. Ahlak felsefesi ya da etik, ahlakı konu edinen felsefe dalıdır. Kullanılan ahlak terimlerini ve ahlaki yargıların statüsünü analiz eden etik, takınılan ahlaki tutumların ardında yatan yargıları ele alır (Nuttall, 1997, s.15).

Türkçe’de ahlak kavramı, Latince moral sözcüğünün karşılığıdır. Bu anlamda ahlak görelidir ve toplumdan topluma değişebildiği gibi, aynı toplum içindeki farklı grupların benimsediği ahlak kuralları arasında bile farklılıklar vardır (Mengüşoğlu, 1965, s.14). Ahlak (aktöre - morality), huy, mizaç, yaratılış anlamına gelen “ hulk “ sözcüğünün çoğulu olup, insanlararası ilişkilerde uyulması gereken tinsel (manevi) ilke ve kuralları içerir. Ahlakın etkisi, yaptırımı, zorlayıcı gücü, insanın vicdanıdır. İnsan, duygusunu, düşüncesini, davranışını, tutumunu, eylemini “vicdanının sesine” kulak vererek doğru-yanlış, iyi-kötü, olumlu-olumsuz olarak değerlendirir. Böylece birey, kendisi ile başkaları arasındaki ilişkilerde denge, düzen, denetim ve uyum sağlar (Köknel, 1996, s.81). Etik sözcüğü, Yunanca “karakter” anlamına gelen “ethos” sözcüğünden türetilmiştir. Ethos’tan türetilen “ethics” kavramı da, ideal ve soyut olana işaret ederek, ahlak kurallarının ve değerlerin incelenmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda etik, toplumda yaygın olan ahlak kurallarından daha özel ve felsefidir (Fromm, 1995, XXVI). Etiğin ilgi alanı, insanın bütün davranış ve eylemlerinin temelinin araştırılmasıdır (Mengüşoğlu, 1965, s.15).Ahlak, kültürel değerler ve ideallerle ilgili doğru ve yanlışları ve bunlara uygun olarak nasıl davranılması gerektiğini belirler. Ahlak geniş tabanlı ve nasıl davranılması gerektiğine ilişkin yazılı olmayan standartları içerir. Etik ise, hem daha soyut kavramlara dayalıdır hem de bu soyut kavramlardan ne anlaşılması gerektiğini tanımlamaya çalışır.Etik kuralların açık ve belirli bir alana ilişkin yazılı kuralları içermesi beklenir.Örneğin, sanat etiği, siyaset etiği, tıp etiği, hukuk etiği, eğitim etiği, çevre etiği, biyoetik, medya etiği v.b. alanlar için ortak ilkeler söz konusu olmakla birlikte, daha çok kendilerine özgü ilkeleri içerirler. Bu ilkeler, uyması beklenen bireylerin özelliklerine göre değil evrensel kabul gören kavramlara dayalı olarak geliştirilirler (Lamberton ve Minor,1995,s. 326).

Ahlak kavramına değişik açılardan bakıldığında, çeşitli gruplarda geçerli olan değer yargılarının değişik nitelikler taşıdığı, hatta aynı gruplar içinde de bu değer yargılarının değiştiği görülmektedir. Değişen zaman ve koşullara bağlı olarak, eskiden yasaklanmış davranışlar, zaman içinde teşvik edilen davranışlara dönüşebilmektedir. Aynı eylemin, farklı ahlak anlayışları açısından farklı yorumlandığı da bilinmektedir (Kuçuradi,1988, s.22). Ancak özellikle meslek etiğine ilişkin ilkelerin evrensel olma arayışı vardır ve kolay kolay değişmemektedir.

Etik kavramını tanımlamak kolay değildir. Buna karşılık literatürde bir çok etik tanımı yapılmıştır. Solomon ve Hanson, Sokrat’tan esinlenerek , etik kavramını aşağıdaki gibi tanımlamışlardır (Hitt,1990,s.98):Etik, her şeyden önce istenilecek bir yaşamın araştırılması ve anlaşılmasıdır. Daha geniş bir bakış açısı ile, bütün etkinlik ve amaçların yerli yerine konulması; neyin yapılacağı ya da yapılamayacağının; neyin isteneceği ya da istenemeyeceğinin; neye sahip olunacağı ya da olunamayacağının bilinmesidir. Kısacası etik, insan tutum ve davranışlarının iyi-kötü, doğru-yanlış açısından değerlendirilmesidir (Aydın, 2003).
İnsan hakları ve kamu etiği ilişkisi(2):
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de kamu yönetimine egemen olan temel ilke “kamu yararı”dır. Oysa, insan hakları oldukça yeni bir fikir olmasına rağmen kamu yararı ilkesiyle kıyaslandığında çok daha az muğlak ve gerektirdikleri çok daha açıktır. Ayrıca insan hakları literatürü (normları) kamu yararına ilişkin literatürle kıyaslanamayacak oranda zengindir. İnsan hakları diğer taraftan çok sayıda uluslararası belgeye konu olmuş ve ulusal mevzuatlarda yer almıştır. İnsan haklarının normları her tek insana olduğu kadar kamuya da “yarar” sağladığı açıktır. Ancak, her yararlı olan şeyin insan haklarına uygun olduğu söylenemez. Bu nedenle, insan hakları ilkelerinden türetilen bir kamu yönetimi etiği inşa edebilmek için öncelikle kamu yönetimine –ve bu arada hukuka ve siyasete de– egemen olan kamu yararı ilkesinin yeniden gözden geçirilmesine ihtiyaç vardır.
Kamu etiğinin konusunu oluşturan sorunlar ayrıca «hukuk normlarını türeten, yürürlüğe koyan ve uygulayan herkesi ilgilendirirler.» Böylelikle, en azından kamu etiği açısından kamu görevlilerinin kimler olduğuyla ilgili –hukuki ve etik– sorunlar da aşılabilir.
Son olarak, insan hakları normları kamu yönetiminin amacı gereği kamu görevlilerinin asli olarak yerine getirmekle yükümlü oldukları normlardır. Bu nedenle, kamu etiği olarak adlandırılan alan büyük oranda bir legalite sorunudur. Dolayısıyla kamu etiği meslek etikleriyle kıyaslandığında mevzuatla çok daha fazla ilgilidir. Diğer taraftan, insan hakları normlarının “davranış ilkeleri” olmaları ve bu normların aynı zamanda “kişiler” olan kamu görevlilerinin davranışları için de esas teşkil edecek normlar olması kamu yönetiminin moralite boyutunu oluşturur.
Kantçı terimlerle ifade etmek gerekirse, kamu görevlilerinin mevzuatı uygulamakla yükümlü olmaları, yani kamu görevlilerine tanınan “‘bağlı’ yetki” onların heteronomisi; kararlarında –mevzuatla düzenlenmediği için– belli bir özgürlük alanının tanındığı “takdir yetkisi” ise, onların otonomisi olarak değerlendirilebilir. Kamu görevlilerinin kendi meslekleriyle ilgili karşılaştığı etik sorunlar da en başta bu otonomiyle, yani, takdir yetkisinin kullanımıyla ilgilidir.
Kamu yönetiminde tarafsızlık, sadakat, dürüstlük gibi erdemlerin de insan haklarıyla ilgisinde düşünülmesi gerekmektedir. Taraf olunacak, sadakatsiz olunabilecek durumlarla karşılaşılabileceği hep akılda tutulmalıdır; “doğru değerlendirme” yapıp “doğru kararlar” verecek olanlar ve “doğru eylemler”de bulunacak olanlar, insan haklarıyla, (insanın) değer(inin) bilgisiyle donanmış kişiler –tek tek kişiler olarak– olarak kamu görevlileridir.
Devlet memuruna verilen hediyeyi rüşvet olarak değerlendirmek mümkündür(3):
Devlet memuru her durumda tarafsız olmak ve devletin menfaatlerini korumak zorundadır. Görevini yerine getirirken ayırım yapmaması, kişilerin yararına veya zararına bir davranışta bulunmaması, ne doğrudan ne de dolaylı bir menfaat sağlamaması gerekir. Genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilen devlet memurlarının kişisel istek ve kişisel menfaatleri için değil, devletin menfaatleri için çalışması gerekir. Devlet memurunun görevi sırasındaki eylem, işlem ve kararlarının etkilenmemesi için hediye almaması ve menfaat sağlamaması düşünülmüş ve Devlet Memurları Kanunu’nun 29 ve 30’uncu maddeleriyle hediye alma, menfaat sağlama yasağı düzenlenmiştir.
Devlet memuruna sağlanan kişisel menfaatler, memurun görevi sırasındaki eylemini, işlemini ve kararını etkilemektedir. Kişisel menfaatte ilk akla gelen rüşvettir. Ancak açıkça rüşvet denilmeyen memurun eylemini, işlemini ve kararını etkileme ihtimali bulunan, bugün için masum olarak görülebilecek bir hediyenin alınması, kabul edilmesi veya bir menfaat sağlanması, yarın memuru zor durumda bırakacak ve yoldan çıkarabilecektir.
Bu çalışmamızda, hediye rüşvet (mi)dir? konusunda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 5176 sayılı Etik Kanunu ve bu Kanuna ilişkin Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlar doğrultusunda açıklamalar yapılmaya çalışılmış, görevle ilgili olarak menfaat sağlama suçları ve cezaları ile bu cezaların memuriyete etkisi mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde incelenip değerlendirilmiştir.
Herhangi bir menfaat beklentisi olmadan sevginin artması niyeti ile hediyeleşmek sevgiyi güçlendirir, dostluğu pekiştirir. Devlet görevinde bulunanlar açısından menfaat yoktur demek doğru olmayacaktır. Çünkü hediyeyi veren tarafın bir menfaat elde etme yönünde bir beklentisi bulunmaktadır. Hediyeyi alan devlet memurunun ise hediyeyi veren tarafa bir menfaat sağlama ihtimali vardır. Hediye verenin bir menfaat umması, alanın da o kişiyi değerlendirirken ayrı tutacak olması nedeniyle devlet görevlilerine verilen hediyenin ileride rüşvet olma ihtimali yüksektir. Bu sebeple “Ben bu görevde olmasaydım bu şey bana verilir miydi?” sorusuna verilecek cevap, o şeyin hediye mi rüşvet mi? olduğunu ona söyleyecektir.
Memuriyet göreviyle ilgili olarak her ne şekilde olursa olsun menfaat sağlayarak ya da menfaat sağlama amacı ile hediye kabul ederek devlet memurlarının devlet görevlisi sıfatıyla haiz olduğu hak ve yetkileri kötüye kullanarak işledikleri rüşvet, irtikap, görevi kötüye kullanma vb. gibi yukarıda belirtilen suçları dolayısıyla ceza kanunlarına göre yapılan soruşturma ve kovuşturmanın sonucunda adli yargının verdiği cezanın memuriyete etkisi olacağı gibi Devlet Memurları Kanunu’na göre verilecek cezanın üst görevlere yükselmemeye ve memuriyet statüsünün kaybedilmesine etkisi bulunmaktadır.
3628 sayılı Kanunda yer alan, devlet memurlarının yurt dışında aldıkları hediye veya hibe niteliğindeki eşya ile ilgili söz konusu düzenlemenin, hediye vermenin Türklere tamamen yasaklanması, Türk uyruğunda olmayan herhangi bir gerçek veya tüzel kişi veya kuruluşlara ise serbest olması bir çelişki olması nedeniyle yasa metninden çıkarılması için yasal düzenleme yapılması gerektiği değerlendirilmektedir.
Özetle, hukuki mevzuat devlet memurunun hediye almasını ve kabul etmesini kesinlikle yasaklamıştır. Hediye verme, rüşvetten farklı gibi görünse de verenin veriş amacının gerisinde yatan gerçeği saklamaktan öteye geçmemektedir. Bir menfaat elde etmek için devlet memuruna açıkça rüşvet veremeyenler, hediye vermek suretiyle ona menfaat sağlamaktadırlar. Bu anlamda hediyeyi rüşvet olarak değerlendirmek mümkündür.
Hediye ile rüşveti birbirinden ayıracak ölçü olmadığından devlet memurlarının devlet görevlisi sıfatıyla verilen hediyeyi kabul etmemesi veya geri çevirmesi en doğru davranış biçimi olacaktır.

YARARLANILAN KAYNAKLAR:

0 yorum:

Yorum Gönder

 
UA-23044442-2